anayaprak

HASAN BASRİ GÜRSES İ ATALARIMIZIN YANINA UĞURLUYORUZ HASAN BASRİ GÜRSES İ ATALARIMIZIN YANINA UĞURLUYORUZ Sosyalist Yayınları sahibi Hasan Basri Gürses, 19 Mart 2009 tarihinde İstanbul'da vefat etti...

devamı

VATAN POSTASI'NIN İLK İŞİ; İŞSİZLERİN YARDIMLAŞMA, DAYANIŞMA VE ÖRGÜTLENMESİ İÇİN ÇALIŞMAKTIR. İŞSİZLER, DAHA İYİ BİR İŞ ARAYANLAR, SİGORTASIZ ÇALIŞANLAR, PART-TIME ÇALIŞANLAR, MEVSİMLİK İŞÇİLER, GEÇİCİ İŞÇİLER,ÇÖP-ATIK TOPLAYICILARI,...

devamı

NEDEN VARIZ? NE İÇİN VARIZ? NASIL VARIZ? Neden Vatan Postası? Kendimizi, yakınlarımızı, işimizi, aşımızı, evimizi, barkımızı, çocuklarımızı, halkımızı ve ülkemizi savunabilmek, dünyayı ve insanlığı yaşam düşmanlarının elinden kurtarabilmek için...

devamı

0
Efendiler!


efendiler!



























0
NEZİH GENÇLER: NASIL MÜCADELE? SINIFLAR SAVAŞI NEDİR? NEDEN 1 MAYIS? TARİHİ SÜREÇ

Yazar Nezih Gençler
01 05 2007

1 MayısYa üretim ya da hizmet sektörlerinde işgücümüzü ve yeteneğimizi satarak ya da kiralayarak çalışmaktayız.

Yaşayabilmemiz için başat bir zorunluluk çalışmak. Kendimizi, yakınlarımızı yaşatabilmemiz, yaşanabilir bir doğayı ve toplumu koruyup geliştirebilmemiz bu çalışma eylemimizle gerçekleşiyor.

Çalışma, işgörme; üretim denilen, insana özgü ekonomik ve sosyal faaliyet alanının en temel unsurlarındandır.

Çalışan insan bir iş yapar, üretim ya da hizmet sektörlerinde toplumun kendisini yeniden üretmesine katkıda bulunur. Bunun karşılığında da, kendisini yeniden üretmek, geliştirmek ve soyunu devam ettirmek üzere temel gıda maddelerinden, çeşitli hizmet ve kültürel gereksinimlerine kadar bir çok şeyi tüketme hakkını ve yetkinliğini toplumdan alır.

0
23 NİSAN - 19 MAYIS - 21 MAYIS - 27 MAYIS - 29 EKİM VE 1 MAYIS

Yazar Nezih Gençler
22 04 2007

Active ImageBugünün dünyasında işçi sınıfı, tüm toplumun öncüsü olarak yeniden tarihi misyonunu ele alıyor. Özellikle bizimki gibi sanayileşmesini tamamlayamamış ülkelerin işçi sınıfları, hem kendilerinin hem de diğer halk kesimlerinin ve ülkenin sorunlarını çözmek durumunda.

Günümüz Türkiye'sinde de işçi sınıfımız, kendi acil ekonomik, demokratik, sosyal ve politik taleplerinin yanında diğer halk kesimlerinin ve ülkenin çıkarlarını ve bağımsızlığını da savunmak gibi tarihi bir misyonu üstlenmek zorunluluğuyla karşı karşıya...

0
ALİ TARTANOĞLU: SEÇİMLE GELEN KRALLAR VE DEMOKRASİLERİ

Yazar Ali Tartanoğlu
10 04 2009
Demokrasi tarihinde anayasacılık hareketlerinin özü, geçmişin mutlak merkezi otoritelerinin gücünün zayıflatılması, sınırlandırılmasıdır. En tepedeki, her sözü kanun gücünde olan, her şeye yetkili bir tek kişinin yanına, onu denetleyip sınırlayacak başka güçler konulmaya çalışılmıştır. Bu güçler de, ilk ağızda genellikle seçime dayalı parlamentolar ile, daha sonraki gelişmelere paralel olarak yargı olmuştur...

0
CANER FIRAT: BALÇOVA TESCO-KİPA 9 YILLIK EMEĞİME KARŞILIK KIDEM TAZMİNATSIZ KAPININ ÖNÜNE KOYDU!

Yazar Caner Fırat
30 03 2009

 İzmir Balçova Tesco Kipa'nın önünde Tez Koop İş Sendikası'nın yaptığı kitlesel basın açıklamasında konuşan Caner Fırat'ın açıklamaları:
BU KADARINA DA PES DOĞRUSU...!

İZMİRLİ KENTTAŞLARIM MERHABA. BEN CANER FIRAT. 9 YILLIK BALÇOVA TESCO KİPA ÇALIŞANIYDIM...

2001 tarihinden beri yaklaşık 9 yıldır Tesco Kipa’da çalışmakta
ydım. Bugüne kadar gerek yeni mağazalar açılışında açılış ve destek ekibi olarak gerekse de kendi mağazamda gece gündüz demeden her türlü zorluğa göğüs gererek fedakarca çalıştım. Tesco Kipa bana çok sayıda takdir ve teşekkür belgesi verdi. Çalışmalarımdaki başarıdan dolayı işveren ve yöneticiler beni vazgeçilmez eleman olarak gördüler. Daha 2 ay önce bana mağaza gece sorumlusu görevi vererek mağaza müdürü yetkileri verecek kadar güvenilir bir insan olduğumu kendileri belgelediler. Ancak Tesco Kipa beni 26 Mart Perşembe günü 9 yıllık fedakarlığımın karşılığı olarak tazminatsız işten attı. Hem de adaletsiz, vicdansız ve haksız bir sözde nedenle kapının önüne koyuldum...

0
İLKEL KOMÜN İLE MODERN SOSYALİZMİN BULUŞTUĞU NOKTA; SÜREKLİ DEVRİM VE MARKSİZMİN KRİZİ (2)

Yazar İsmail Şahin
22 03 2009
http://img.blogcu.com/uploads/benimhalkim_hun_attila.jpgTarihte bütün devrimler sınıflar mücadelesi olarak ele alınsa da esas olarak sınıfsız toplum gelenekli ilkel komün kolektif aksiyonuyla sınıfsal ilişki ve çelişkiler sonucu çürüme içinde olan medeniyetlerin kapışması şeklinde gelişmiştir. Sınıf çelişkilerinin derinleştiği toplumlar, daha üst toplum biçimlerine sıçrayacak zindeliği kendi içlerinden yeterlice bulamadıkları durumlarda bir tıkanıklığa uğrarlar. Bu tıkanma, dışarıdan gelen barbar akınlarıyla; “kılıç darbesi”yle çözülür. Toplumsal gelişme; üretici güçlerin gelişiminin önündeki molozların ve engellerin kaldırılmasıyla, göreceli de olsa sağlanmış olur. Bütün bir tarih, kapitalizm de dahil, ilkel komün gelenek ve genetiğinin barındırdığı dinamizm ile, çürümeye karşı insan kollektif aksiyonunu öne çıkaran, ezilenlerin ezenlere karşı baş kaldırı ve devrimleri tarihidir. Kapitalizme geçiş ve ondan daha ileri sosyalist devrimler dahil hep ilkel komün genetik ve gelenekli insan üretici gücünün kolektif aksiyonuyla oluşmuştur...

0
BUGÜN SUYUMUZA YARIN HAVAMIZA EL KOYACAKLAR

Yazar Balıkesir Demokratik Halk İnisiyatifi - Necdet Bayhan
24 03 2008

Sample Image

Bugün Dünya Su Günü!

Yaşamın temelini oluşturan, devamını sağlayan ve tarih boyunca insanlığın kaderini belirleyen su ve hava vazgeçilmez birer yaşam kaynağı ve canımızın değerleridir.

Bugün dünyamız bir su savaşının içindedir. Bu savaşın bir tarafında uluslarüstü su, inşaat vs. tekelleri ile bunların kontrolündeki emperyalist devletler, DTÖ (Dünya Ticaret örgütü), GATS (Hizmet Ticaret Genel Anlaşması), Dünya Bankası, Dünya Su Konseyi gibi kuruluşlar, diğer tarafında ise Dünya Halkları, tümüyle insanlık vardır ve bu savaş “kaynaklara sahip olma savaşı” olarak devam etmektedir...

Unutmayalım, sudan sonra sıra havaya gelecek…

0
ON YILDA İKİ KRİZ: KAPİTALİZMİN DOĞAL HALİ

Yazar Korkut Boratav - Sol.org.tr
09 03 2009

Kapitalist dünya sistemi on yılda iki kez krize girdi. İkincisinin içindeyiz. Ne zaman son bulacağı belli değil.

Her ikisi de emperyalizmin temel öğelerinden biri olan finans kapitalin yol açtığı krizlerdi. Birincisi 1997-1998’de emperyalist sistemin çevresinde patlak verdi. Doğu Asya’da başladı. Rusya’ya, ardından Latin Amerika’ya sıçradı; son olarak da Türkiye’ye (2000-2001) uğradı.

0
ANTALYALI BİR YURTTAŞIN HAYKIRIŞI

Yazar Vatan Postası
06 03 2009

0
"ULUSAL SORUN" VE TÜRKİYE'NİN "KÜRT MESELESİ"

Yazar İsmail Şahin
04 03 2009

Tarihte “ulusal sorun”, bildik pozitivist yaklaşımların iddia ettiği gibi kapitalizmin ortaya çıkmasıyla var olmamıştır. İlkel komün kan teşkilatlanmasıyla başlayan süreç kapitalizme ulusal bir bütünlük kazandıracak şartları sunmuş, geniş yeniden üretimin imkanlarına temel oluşturmuştur. Kapitalizmden önceki toplum biçimlerinde de, örneğin Yukarı Barbarlık’ta ortak yurt ve yurt edinilen toprağın yurttaşları vatandaş ve dindaş olarak bir birlik temeli oluşturabilmişlerdir. Tarihte ulusçuluğun iki ayrı gelişimini görmekteyiz; biri yurttaş ulusçuluğu, diğeri kandaş yani etnik temele dayanan vatandaş ulusçuluğudur. Yurttaş ulusçuluğu coğrafya üretici gücüne dayanır. Vatan edinilen toprağın üzerinde yaşayan halkların bütününü kapsayan üst kimlik olarak coğrafyayı öne çıkaran yurttaşlar topluluğudur. Diğeri etnik temele dayalı soydaş ulusçuluğudur; kandaş (klan, kan) kollektif aksiyonlu insan üretici gücüne dayanır. Biri kapitalizmin daha gelişkin olduğu, diğeri daha geri olduğu şartlara tekabül eder. Konumuz açısından bizim için önemli olan, daha geri olan ama devrimlere ivme kazandıran kandaş ulusçuluğudur. Modernizmin gelişkin olduğu ülkelerde kapitalizm gelişkin, devrimci durum geridir...

0
JAMES PETRAS: İSRAİL ORTADOĞU EGEMENLİĞİNDE ISRARLI; GAZZE'DEN TAHRAN'A

Yazar James Petras
28 02 2009

0
EMPERYALİZM VE SİYONİZM ÖLÜMÜ GÖSTERİP KÖLELİĞE RAZI ETMEK İSTİYOR

Yazar Vatan Postası
20 01 2009

BUSH'LA ÖLÜMÜ "GÖSTERDİLER" OBAMA'YLA KÖLELİĞİ DAYATIYORLAR
DEVAMI

0
EMPERYALİZM, SİYONİZMİN ELİ VE AKLIYLA İNSANLIĞA VURUYOR

Yazar Vatan Postası
05 01 2009

BAŞTA ABD VE AB MERKEZLİ OLMAK ÜZERE DÜNYA FİNANS-KAPİTALİ VE ONUN HABİS RUHU SİYONİZM; TÜRKİYE, MISIR, SUUDİ ARABİSTAN GİBİ ÜLKELERDEKİ YERLİ FİNANS-KAPİTALİST ORTAKLARIYLA BİRLİKTE YAŞAMI TEHDİT EDİYOR...

TÜMÜYLE İNSANLIĞI KÖLELEŞTİRMEK ÜZERE ÜRETİCİ GÜÇLERİ VE ONUN VAZGEÇİLMEZ ASIL ÖĞESİ OLAN İNSAN KOLLEKTİF AKSİYONUNU YOKETMEK İÇİN VURUYOR, KIRIYOR, YAKIYOR, YIKIYOR...

DÜNYA VARLIĞININ BÜYÜK BÖLÜMÜNÜ GASPEDEN BU AZINLIK BANKA-HOLDİNG OLİGARŞİSİ SİYONİZMİN AKLI VE ELİYLE DÜNYAYI VE DÜNYADAKİ YAŞAMI TEHDİT EDİYOR...

YAŞAM DÜŞMANLARINA KARŞI YAŞAMIN SAVUNULMASI BİR TERCİH OLMAKTAN ÇIKIP YAŞAMSAL BİR ZORUNLULUK OLMUŞTUR...

YAŞAMIN VE İNSANLIĞIN SAVUNULABİLMESİ İÇİN ORTADOĞU HALKLARININ BİRLİĞİ VE KARDEŞLİĞİ ÖRGÜTLENMELİ, HALKLAR ORDULAŞMALI, ORDULAR HALK(ÇI)LAŞMALIDIR...

BÖYLE BİR ZORUNLULUĞUN ÖNÜNDEKİ HER TÜRLÜ ENGELİ AŞACAK, EMPERYALİZMİN-SİYONİZMİN EMRİNDEKİ EKONOMİ-POLİTİK İKTİDAR VE GÜÇ ODAKLARINI TARİHİN ÇÖPLÜĞÜNE ATACAK SİYASİ ÖRGÜTLENMEYİ GERÇEKLEŞTİRMEK ÜZERE YEREL VE BÖLGESEL HALK KURULTAYLARI TOPLANMALIDIR...

TÜRK HALKIMIZIN DA, KÜRT HALKIMIZIN DA, ARAP HALKIMIZIN DA, İNSANLIĞIN DA KURTULUŞU BİZZAT KENDİLERİNİN AKLI VE ELİYLE OLACAKTIR...

YAŞASIN ÖRGÜTLÜ-ORDULAŞMIŞ-KARDEŞLEŞMİŞ HALKLARIN BİRLİĞİ...


“Kurusıkı” değil somut tavır: Venezüella İsrail Büyükelçisini kovdu


DEVAMI

0
SENDİKALI İŞÇİYİ TEHDİT EDEN GENEL MÜDÜR YARGILANIYOR

Yazar Çeşitli basından
08 12 2008

Aylık Forbes dergisi grafikeriEnder Ergün'in "sendikal haklarını engellediği" gerekçesiyle şikayet ettiği Turkuvaz Medya Grubu genel müdürü Levent Tayla ve Turkuvaz Gazete Dergi Basım A.Ş.’nin sahibi Ahmet Çalık yargılanacak...

Sözkonusu ceza yasasına göre sendikal hakların kullanılmasının engellenmesi 1 ila 3 yıl hapis cezası ile cezalandırılmayı, bu suçun zincirleme ve kendi konumunu ve mesleğini kullanarak işlenmesi halinde ise cezanın %50 artırılmasını hükme bağlıyor. Suçun sabitliği halinde ceza para cezasına çevrilemiyor.DEVAMI

0
EMPERYALİZM; GEBEREN KAPİTALİZM

Yazar Dr. Hikmet Kıvılcımlı
08 12 2008

Ortalıkta bir “KRİZ” lafı dolaştırılıyor! Konuyla ilgili daha önceki yazımızda da bahsettik, kriz; yüz yılı aşkın bir süredir devam eden emperyalist sistemin ta kendisi dedik. Ancak görüyoruz ve duyuyoruz ki; sanki tıkır tıkır işleyen bir sistem varmış da, şu kahrolası kriz, o güzelim sistemimizi geçici olarak sekteye uğratan arızi ve gelgeç bir belaymış. İnşallah bir an önce kurtuluruz şu kriz belasından mış…

Efendim, krize karşı hiçbir önlem alınmamış! Kriz bize öyle bir vurmuş ki perişan olmuşuz! Nerede bu hükümet! Nerede bu devlet! Krizin faturasını biz ödemeyeceğiz! gibi söylem ve eylemler; bulanık suları daha da bulandırmaya, kaosu ve sis perdesini kalınlaştırmaya, kafaları karıştırmaya yarıyor. Meseleyi aydınlatma adına gözümüze tutulan projektörler, kulaklarımızın dibinde patlatılan sansasyonel "bilgi" ve "haber" bombardımanıyla göz gözü görmez bir ortam yaratılıyor. Kör ve sağırlıktan kurtulabilmek için, Alpaslan Işıklı hocanın dediği gibi; “Çok dikkat etmek lazım! Akıl sağlığımızı ve muhakeme yeteneğimizi kaybetmemek gerek…”

Amerika’da ellerine Marks’ın posterleri verilen orta sınıf kalabalıklar alanlara sürülüyor… Banka holding sahibi işadamları “Marks haklı mıydı?” diye soruyor… Medya holdinglerinden maaşlı “sunucu”, “tolk-show”cu “şirin çocuk”lara “marksizm yeniden gündeme mi geliyor?” diye sordurtuluyor… “N’oluyoruz? Kıyamet alametleri mi?” diye sorası geliyor insanın…

Marks; her ne kadar emperyalist savaşlara gönderme yaptıysa da, tekelleşmelere değindiyse de kapitalizmin ilk evresini bilimsel olarak açıklayan, ekonomi politik olarak ne olup ne olmadığını gözler önüne seren bir bilim adamı. Marks’tan emperyalizm üzerine kehanet beklemek, onu metafizik bir anlayışla değerlendirmek olurdu. Emperyalizm; Kapitalizmin En Yüksek Aşaması adlı kitapçığı ile emperyalizmi enine boyuna açıklayıp ne olup ne olmadığını gösteren Viladimir İliç Ulyanov Lenin’dir.

Durum böyleyken, gerek en son “kriz” denilen olayları açıklarken, gerekse de genel olarak dünyamızın bugün içinde olduğu süreci değerlendirirken Lenin’i görmezlikten gelmek ve yok saymak neden? “Efendim evet dahiyane bir emperyalizm analizi. Ancak100 yıl önce yazıp çizmiş!” Peki Marks ne zaman yazıp çizmiş de onu gündeme getirebiliyorsunuz? Ha zaten birçok “solcu”muzun da dediği gibi “Marksizm; daha çok teorik, pozitivist ve hümanist bir FELSEFE!” olarak mı değerlendiriliyor? Yani, Marks, “Tanrı korusun!” proletarya diktatörlüğü gibi “tehlikeli” bir işi yaşama geçirmediği için mi bazı kesimler tarafından kolaylıkla dile getirilebiliyor?

Lenin gibi, Mustafa Kemal gibi geçen yüzyılın “diktatör” denilen liderleri emperyalizmin “küresel piyasası”nda para etmiyor mu? Yani artık “demokrasi zamanı” mı? Peki ya o finans-kapitalistler ve yerli-yabancı uşakları “küresel demokrasi” maskesiyle insanlığı küresel faşizme mahkum etmek için her türlü düzenbazlığı çeviriyorsa…

Gazi Mustafa Kemal’i dinleyelim:

“Bir yandan batının işçi sınıfı, öte yandan Asya ve Afrika'nın köleleştirilmiş halkları, milletler arası sermayenin, efendilerine büyük çıkarlar sağlamak, kendilerini yıkmak ve köle durumuna getirmek istediğini anladığı ve emperyalist sömürge politikasının işlediği suç Dünya işçilerince kavrandığı gün burjuvazinin gücü sona erecektir." 22 Ekim 1922

“Hükümet merkezi, düşmanların şiddetli çemberi içindeydi. Siyasal ve askeri bir çember vardı. İşte böyle bir çember içinde yurdu savunacak, halkın ve devletin bağımsızlığını koruyacak (silahlı) kuvvetlere (onlar) emrediyorlardı. Bu biçimde yapılan emirlerle, devlet ve halkın araçları temel görevlerini yapamıyorlardı. Yapamazlardı da. Bu araçları savunmanın birincisi olan ordu da, ordu adını korumakla birlikte, elbette temel görevini yerine getirmekten yoksundu. İşte bunun içindir ki, yurdu savunmaktan ve korumaktan ibaret olan temel görevi yerine getirmek, doğrudan doğruya halkın kendisine kalıyordu... İşte buna KUVÂ-Yİ MİLLİYE diyoruz...” TBMM Gizli Celse Zabıtları, Cilt 1. s.6

“Lenin de Mustafa Kemal de geçen yüzyılın başından sesleniyorlar, artık her şey değişti!” diye itiraz mı var? Peki daha birkaç on yıl önce yazılmış, geçen yıl Sosyal İnsan Yayınları tarafından basılıp yayınlanan EMPERYALİZM; GEBEREN KAPİTALİZM adlı kitapçık ile Lenin’in bıraktığı yerden başlayıp günümüze kadar emperyalizmin ne olup ne olmadığını gözler önüne seren Dr. Hikmet Kıvılcımlı bakın ne diyor:

"Emperyalizm çağında kapitalin merkezileşmesi, dünyayı bir tek pazar haline sokar. Bu pazar üzerinde ekonomi gibi, politika da merkezileşir. Eskiden bir memleket politikasında bütün bir kapitalist sınıfı hakim iken, şimdi nasıl o sınıf namına bir avuç finans kapitalist hakim olmuşsa; tıpkı öylece, dünya politikasında da, serbest kapitalizm zamanında büyük küçük bir çok bağımsız devletler varken, emperyalizm zamanında artık düveli muazzama denilen birkaç büyük devletin astığı astık kestiği kestik olur. En küçük devlet ve milletler gittikçe, en büyük kapitalleri tekellerinde tutan büyük devletlere dama taşı hizmetini görerek teb'alaşırlar."

Konuyu EKONOMİK VE SOSYAL KURTULUŞ SAVAŞIMIZIN TEORİK VE PRATİK SORUNLARI (1) başlıklı yazımızda da incelemiştik:

[Kapitalizm; 13. ve 14. yy.lardan itibaren, toplumların ekonomik yapılarında derinlemesine ve genişlemesine egemenleşirken kendi politika, din (laiklik), kültür, sanat, edebiyat, estetik yapı ve anlayışlarını da filizlendirip geliştirdi. 15. ve 16. yy.larda Rönesans ve Reform ile filizlenen, “Aydınlanma Dönemi” ile gelişip 17 ve 18. yy.larda Ulusal Burjuva Demokratik Devrimlerle kurumlaşarak yaygınlaşan sanayi toplumları; aristokrasinin, derebeyliğin, para ve toprak rantiyelerinin ve Ortaçağ karanlığının Asker-Banker-Yunkerlerinin karşısında yeni, genç ve devrimcidir.

Sanayici ve serbest rekabetçi işveren, başlangıçta, zengin bir parababası değildir. O, geniş yeniden üretim yapabilecek yeni teknikleri elinde bulunduran bir girişkendir. Sanayici işveren, derebeyliğin son dönemlerindeki kriz ve kaos ortamında, politik öncülüğü ele geçirmezden önce (tıpkı Antik Roma ve Yunan Demokrasilerinin oluşmasında baş rol oynayan tüccarlar gibi) ekonomik olarak toplumdaki diğer alt sınıfların “umudu” oldu. Sanayici işverenlerin, tüm toplum kesimlerini, öncelikle ekonomik ve sosyal olarak kendi zafer arabasının arkasına takabilmesi; o zamana kadar görülmedik teknik ve insan üretici güçleriyle sanayi üretimini verimlilik ve kâr temelinde yükseltmesi ile gerçekleşti. Her ülkenin sanayici işverenleri öncülüğüyle gerçekleştirilen bu sanayi devrimlerine, Ulusal ya da Milli Demokratik Burjuva Devrimleri de denir.

Sanayici işverenin, toplumdaki POLİTİK öncülüğü ele geçirmesi; aşağıdaki 4 EKONOMİK VE SOSYAL dayanağı kotarabilmesiyle olmuştur:

1- Üzerinde fabrikasını kurduğu arazinin sahibine ödediği sürekli ve yüksek KİRA,

2- Bankerden alıp ilk sermaye yaptığı paraya karşılık bankere ödediği güvenli ve yüksek FAİZ,

3- “Seyahat özgürlüğü”, “eşit yurttaş ve insan hakları”, daha iyi bir yaşam vs. vaadiyle köyünden getirttiği işçi yığınlarına ÜCRET,

4- Kendisi için KÂR.

Sanayici işveren, bu dört temel görevi gerçekleştirmekle kalmaz. Bir taraftan, toplumda her ağzını açanın ağzına iyi-kötü bir lokma veya umut verirken kendi kültürünü, edebiyatını ve sanatını da egemen kılar, diğer yandan, başka işverenlerle de kıyasıya rekabet etmek, yeni teknik ve insan üretici güçlerini harekete geçirmek, ulusal sanayii geliştirmek zorundadır. Nerede o ilk sanayici işverenler, nerede şimdiki müteahhit ve rantiyeler?

19. yy’dan 20. yy’a... Kapitalizmden emperyalizme; devrimcilikten karşıdevrimciliğe: Sanayici-Devrimci burjuvalar artık rantiye- karşıdevrimci-tekelci finans-kapitalist olurlar

RANTİYE FİNANS-KAPİTALİZM

Kapitalizm, daha doğarken, işçi sınıfını da doğurmuştu. Serbest rekabetçi ve sanayici işverenler, 17. ve 18. yy.larda iktidara yürürken arkasına taktığı işçi sınıfına ve tüm halka “iş, ekmek, özgürlük, eşitlik ve adalet” vadetmişti. İktidara gelen bu yeni sınıf, karşısında işçi sınıfını bulunca; daha yeni iktidardan indirdiği, geçmiş toplumun egemen sınıflarıyla ekonomik-politik ittifaklar kurdu. 19. yy.ın ikinci yarısından itibaren de Avrupa’dan başlayarak emperyalizm çağına geçildi. Ulusal sanayici işverenlerin tekelleşmiş en kodaman zümreleriyle bankerlerin, emlak ve arazi sahiplerinin en irileri, banka-holding “evliliği” ile finans-kapital olarak sentezleştiler. Kilise çanları ve haham ayinleri, artık, “her yol mübah” diyen bu yeni efendilerin çıkarları için “fon müziği” gibi kullanıldı. Bu sentez ulusal/kıtasal sınırları da aşarak uluslarüstü/küresel şirket ve holdinglerin mâli-hisse senetli bütünleşmesi temeline oturdu. Daha sonra doğu ve güneydeki egemenlerin batılı tekelcilerle finans-kapitalistleşmesi gerçekleşti. Bu kez ezan sesleri, önce irticai sonra ‘ılımlı’ sıfatlarla kullanıldı.

Ekonomik olarak sanayiciliğin ve sanayi sermayesinin yerini bankacılık, para rantı ve sermaye piyasası aldı. 17. ve 18. yy’ın devrimci ve atılımcı işverenleri, 19. ve 20 yy.larda, ortaçağ kalıntılarıyla bütünleşip, gericileşti, para ve emlak rantıyla beslenen uluslarüstü tefecilere dönüştü…]

Şimdi ustaları konuşturalım. İşte önce Kıvılcımlı Usta’nın Emperyalizm; Geberen Kapitalizm eseri... Önümüzdeki günlerde Lenin Usta’nın Emperyalizm; Kapitalizmin En Yüksek Aşaması eserini de yayınlayacağız. Biraz zamanınızı alacak ama gerçekten okumaya değer. Her şeyden önce kendimiz, çocuklarımız, yakınlarımız, halkımız ve insanlık için…

Nezih Gençler - Genel Yayın Yönetmeni
DEVAMI

0
NEZİH GENÇLER: KRİZ; CAN ÇEKİŞEN SİSTEMİN TA KENDİSİ

Yazar Nezih Gençler
15 11 2008

KRİZ BAHANE. AMAÇ; ÖLÜMÜ GÖSTERİP HALKI AÇLIĞA VE KÖLELİĞE RAZI ETMEK

Sistemin doğası gereği yaklaşık her on yılda bir yaşanan ve adına “kriz” denen depremler, yaşam düşmanı holdinglerin ve işverenlerin gasp ve talan eğilimlerinden kaynaklanan can çekişme belirtileri. Kendi banka, holding ve şirketlerinin yollu-yolsuz çıkarlarını büyük insanlığın açlığı ve işsizliği pahasına sınırsızlaştırmaya çalışan bir avuç azınlık, toplumsal değerlerin büyük bir kısmını gasp ediyor. Halk, kendisine bırakılan artıklarla açlık sınırında yaşam savaşı verirken, en temel yaşamsal gıda-giyim-barınma araçlarını bile tüketememeye mahkum oluyor. Tüm o toplumsal değerleri üretenler, bir günde harcadıkları işgüçlerini ertesi gün yeniden üretebilmek için gerekli olan temel beslenme-giyinme-barınma madde ve araçlarını tüketemiyorlar. Çünkü işgüçlerinin sözde karşılığı olarak aldıkları asgari-azami ücret ile temel yaşamsal madde ve araçlardan yeterince satın almaları imkansız...DEVAMI

0
ÇETİN USTA: EMEKÇİYE HERGÜN KRİZ VAR !!!

Yazar Çetin Usta
09 11 2008

Merhaba emekçi kardeşlerim. Finansal kriz bence işverenin zevklerinden, hovardalıklarından ve ekstra vurgunlarından mahrum kalma korkusundan ileri geliyor. Çünkü kârından zarar ediyor. Emekçinin dünyasında her zaman kriz var...

BİRLEŞİK METAL İŞ SENDİKAMIZIN CUMA YÜRÜYÜŞLERİNİN 4.SÜ İÇİN TIKLAYIN...