Yazar Derleyen: Vatan Postası
02 12 2009

ARTIK YETER ! SAĞLIKTA TASARRUF TEDBİRLERİNİN YARATTIĞI YIKIMA VE TALANA EMEK VE MESLEK ÖRGÜTLERİ OLARAK BİR KEZ DAHA DUR DİYORUZ!

TASARRUF TEDBİRİ ADIYLA HEDEFLENEN DÖNÜŞÜMÜN, EMEĞİYLE ÇALIŞAN SAĞLIK ÇALIŞANLARINI YOK ETMESİNE İZİN VERMEYECEĞİZ!

"TALEPLERİMİZİN YERİNE GETİRİLMEDİĞİ DURUMDA,
4 ARALIK’TAN İTİBAREN TEKER TEKER KAPATMAKTANSA,
4 ARALIK’TA HEP BERABER KAPATMAYI TERCİH EDECEĞİZ."

Türk Eczacılar Birliği Merkez Heyeti

Devamı...
Yazar F. William Engdahl - sendika.org
02 08 2009

Microsoft’un kurucusu Bill Gates’in suçlanamayacağı şeylerden birisi tembelliktir. Daha 14 yaşındayken programcılık yapmaya başladı, 20 yaşında henüz Harvard’ta öğrenciyken Microsoft’u kurdu. 1995’da, durmak bilmez hırsıyla kişisel bilgisayarlar alanında fiili tekel yaratan bir şirket olan Microsoft’un en büyük ortağı haline gelerek Forbes tarafından dünyanın en zengin adamı ilan edildi.

Bill Gates, 2006’da bu durumdaki birçok insanın hayal edeceği gibi sakin bir Pasifik adası emekliliğini düşlemek yerine tüm enerjisini Bill&Melinda Gates Vakfı’na aktarmaya karar verdi. Bu, 34,6 milyar dolarlık kuruluş varlığına sahip olan ve vergiden muaf hayırsever statüsünü korumak için dünya çapındaki hayırseverlik projelerine yılda 1,5 milyar dolarlık harcama yapması yasal olarak zorunlu olan dünyanın en büyük “şeffaf” özel vakfı. 2006’da dostu ve iş ortağı mega-yatırımcı Warren Buffet’ın hediyesi olarak gelen, Buffet’ın Berkshire Hathaway şirketinin 30 milyar dolarlık hissesi ise, Gates vakfını, Birleşmiş Milletler Dünya Sağlık Örgütü’nün yıllık bütçesinin tamamı kadar harcama yapabilecek bir düzeye yerleştirdi.DEVAMI

Yazar Dr. Hikmet Kıvılcımlı
08 12 2008

Ortalıkta bir “KRİZ” lafı dolaştırılıyor! Konuyla ilgili daha önceki yazımızda da bahsettik, kriz; yüz yılı aşkın bir süredir devam eden emperyalist sistemin ta kendisi dedik. Ancak görüyoruz ve duyuyoruz ki; sanki tıkır tıkır işleyen bir sistem varmış da, şu kahrolası kriz, o güzelim sistemimizi geçici olarak sekteye uğratan arızi ve gelgeç bir belaymış. İnşallah bir an önce kurtuluruz şu kriz belasından mış…

Efendim, krize karşı hiçbir önlem alınmamış! Kriz bize öyle bir vurmuş ki perişan olmuşuz! Nerede bu hükümet! Nerede bu devlet! Krizin faturasını biz ödemeyeceğiz! gibi söylem ve eylemler; bulanık suları daha da bulandırmaya, kaosu ve sis perdesini kalınlaştırmaya, kafaları karıştırmaya yarıyor. Meseleyi aydınlatma adına gözümüze tutulan projektörler, kulaklarımızın dibinde patlatılan sansasyonel "bilgi" ve "haber" bombardımanıyla göz gözü görmez bir ortam yaratılıyor. Kör ve sağırlıktan kurtulabilmek için, Alpaslan Işıklı hocanın dediği gibi; “Çok dikkat etmek lazım! Akıl sağlığımızı ve muhakeme yeteneğimizi kaybetmemek gerek…”

Amerika’da ellerine Marks’ın posterleri verilen orta sınıf kalabalıklar alanlara sürülüyor… Banka holding sahibi işadamları “Marks haklı mıydı?” diye soruyor… Medya holdinglerinden maaşlı “sunucu”, “tolk-show”cu “şirin çocuk”lara “marksizm yeniden gündeme mi geliyor?” diye sordurtuluyor… “N’oluyoruz? Kıyamet alametleri mi?” diye sorası geliyor insanın…

Marks; her ne kadar emperyalist savaşlara gönderme yaptıysa da, tekelleşmelere değindiyse de kapitalizmin ilk evresini bilimsel olarak açıklayan, ekonomi politik olarak ne olup ne olmadığını gözler önüne seren bir bilim adamı. Marks’tan emperyalizm üzerine kehanet beklemek, onu metafizik bir anlayışla değerlendirmek olurdu. Emperyalizm; Kapitalizmin En Yüksek Aşaması adlı kitapçığı ile emperyalizmi enine boyuna açıklayıp ne olup ne olmadığını gösteren Viladimir İliç Ulyanov Lenin’dir.

Durum böyleyken, gerek en son “kriz” denilen olayları açıklarken, gerekse de genel olarak dünyamızın bugün içinde olduğu süreci değerlendirirken Lenin’i görmezlikten gelmek ve yok saymak neden? “Efendim evet dahiyane bir emperyalizm analizi. Ancak100 yıl önce yazıp çizmiş!” Peki Marks ne zaman yazıp çizmiş de onu gündeme getirebiliyorsunuz? Ha zaten birçok “solcu”muzun da dediği gibi “Marksizm; daha çok teorik, pozitivist ve hümanist bir FELSEFE!” olarak mı değerlendiriliyor? Yani, Marks, “Tanrı korusun!” proletarya diktatörlüğü gibi “tehlikeli” bir işi yaşama geçirmediği için mi bazı kesimler tarafından kolaylıkla dile getirilebiliyor?

Lenin gibi, Mustafa Kemal gibi geçen yüzyılın “diktatör” denilen liderleri emperyalizmin “küresel piyasası”nda para etmiyor mu? Yani artık “demokrasi zamanı” mı? Peki ya o finans-kapitalistler ve yerli-yabancı uşakları “küresel demokrasi” maskesiyle insanlığı küresel faşizme mahkum etmek için her türlü düzenbazlığı çeviriyorsa…

Gazi Mustafa Kemal’i dinleyelim:

“Bir yandan batının işçi sınıfı, öte yandan Asya ve Afrika'nın köleleştirilmiş halkları, milletler arası sermayenin, efendilerine büyük çıkarlar sağlamak, kendilerini yıkmak ve köle durumuna getirmek istediğini anladığı ve emperyalist sömürge politikasının işlediği suç Dünya işçilerince kavrandığı gün burjuvazinin gücü sona erecektir." 22 Ekim 1922

“Hükümet merkezi, düşmanların şiddetli çemberi içindeydi. Siyasal ve askeri bir çember vardı. İşte böyle bir çember içinde yurdu savunacak, halkın ve devletin bağımsızlığını koruyacak (silahlı) kuvvetlere (onlar) emrediyorlardı. Bu biçimde yapılan emirlerle, devlet ve halkın araçları temel görevlerini yapamıyorlardı. Yapamazlardı da. Bu araçları savunmanın birincisi olan ordu da, ordu adını korumakla birlikte, elbette temel görevini yerine getirmekten yoksundu. İşte bunun içindir ki, yurdu savunmaktan ve korumaktan ibaret olan temel görevi yerine getirmek, doğrudan doğruya halkın kendisine kalıyordu... İşte buna KUVÂ-Yİ MİLLİYE diyoruz...” TBMM Gizli Celse Zabıtları, Cilt 1. s.6

“Lenin de Mustafa Kemal de geçen yüzyılın başından sesleniyorlar, artık her şey değişti!” diye itiraz mı var? Peki daha birkaç on yıl önce yazılmış, geçen yıl Sosyal İnsan Yayınları tarafından basılıp yayınlanan EMPERYALİZM; GEBEREN KAPİTALİZM adlı kitapçık ile Lenin’in bıraktığı yerden başlayıp günümüze kadar emperyalizmin ne olup ne olmadığını gözler önüne seren Dr. Hikmet Kıvılcımlı bakın ne diyor:

"Emperyalizm çağında kapitalin merkezileşmesi, dünyayı bir tek pazar haline sokar. Bu pazar üzerinde ekonomi gibi, politika da merkezileşir. Eskiden bir memleket politikasında bütün bir kapitalist sınıfı hakim iken, şimdi nasıl o sınıf namına bir avuç finans kapitalist hakim olmuşsa; tıpkı öylece, dünya politikasında da, serbest kapitalizm zamanında büyük küçük bir çok bağımsız devletler varken, emperyalizm zamanında artık düveli muazzama denilen birkaç büyük devletin astığı astık kestiği kestik olur. En küçük devlet ve milletler gittikçe, en büyük kapitalleri tekellerinde tutan büyük devletlere dama taşı hizmetini görerek teb'alaşırlar."

Konuyu EKONOMİK VE SOSYAL KURTULUŞ SAVAŞIMIZIN TEORİK VE PRATİK SORUNLARI (1) başlıklı yazımızda da incelemiştik:

[Kapitalizm; 13. ve 14. yy.lardan itibaren, toplumların ekonomik yapılarında derinlemesine ve genişlemesine egemenleşirken kendi politika, din (laiklik), kültür, sanat, edebiyat, estetik yapı ve anlayışlarını da filizlendirip geliştirdi. 15. ve 16. yy.larda Rönesans ve Reform ile filizlenen, “Aydınlanma Dönemi” ile gelişip 17 ve 18. yy.larda Ulusal Burjuva Demokratik Devrimlerle kurumlaşarak yaygınlaşan sanayi toplumları; aristokrasinin, derebeyliğin, para ve toprak rantiyelerinin ve Ortaçağ karanlığının Asker-Banker-Yunkerlerinin karşısında yeni, genç ve devrimcidir.

Sanayici ve serbest rekabetçi işveren, başlangıçta, zengin bir parababası değildir. O, geniş yeniden üretim yapabilecek yeni teknikleri elinde bulunduran bir girişkendir. Sanayici işveren, derebeyliğin son dönemlerindeki kriz ve kaos ortamında, politik öncülüğü ele geçirmezden önce (tıpkı Antik Roma ve Yunan Demokrasilerinin oluşmasında baş rol oynayan tüccarlar gibi) ekonomik olarak toplumdaki diğer alt sınıfların “umudu” oldu. Sanayici işverenlerin, tüm toplum kesimlerini, öncelikle ekonomik ve sosyal olarak kendi zafer arabasının arkasına takabilmesi; o zamana kadar görülmedik teknik ve insan üretici güçleriyle sanayi üretimini verimlilik ve kâr temelinde yükseltmesi ile gerçekleşti. Her ülkenin sanayici işverenleri öncülüğüyle gerçekleştirilen bu sanayi devrimlerine, Ulusal ya da Milli Demokratik Burjuva Devrimleri de denir.

Sanayici işverenin, toplumdaki POLİTİK öncülüğü ele geçirmesi; aşağıdaki 4 EKONOMİK VE SOSYAL dayanağı kotarabilmesiyle olmuştur:

1- Üzerinde fabrikasını kurduğu arazinin sahibine ödediği sürekli ve yüksek KİRA,

2- Bankerden alıp ilk sermaye yaptığı paraya karşılık bankere ödediği güvenli ve yüksek FAİZ,

3- “Seyahat özgürlüğü”, “eşit yurttaş ve insan hakları”, daha iyi bir yaşam vs. vaadiyle köyünden getirttiği işçi yığınlarına ÜCRET,

4- Kendisi için KÂR.

Sanayici işveren, bu dört temel görevi gerçekleştirmekle kalmaz. Bir taraftan, toplumda her ağzını açanın ağzına iyi-kötü bir lokma veya umut verirken kendi kültürünü, edebiyatını ve sanatını da egemen kılar, diğer yandan, başka işverenlerle de kıyasıya rekabet etmek, yeni teknik ve insan üretici güçlerini harekete geçirmek, ulusal sanayii geliştirmek zorundadır. Nerede o ilk sanayici işverenler, nerede şimdiki müteahhit ve rantiyeler?

19. yy’dan 20. yy’a... Kapitalizmden emperyalizme; devrimcilikten karşıdevrimciliğe: Sanayici-Devrimci burjuvalar artık rantiye- karşıdevrimci-tekelci finans-kapitalist olurlar

RANTİYE FİNANS-KAPİTALİZM

Kapitalizm, daha doğarken, işçi sınıfını da doğurmuştu. Serbest rekabetçi ve sanayici işverenler, 17. ve 18. yy.larda iktidara yürürken arkasına taktığı işçi sınıfına ve tüm halka “iş, ekmek, özgürlük, eşitlik ve adalet” vadetmişti. İktidara gelen bu yeni sınıf, karşısında işçi sınıfını bulunca; daha yeni iktidardan indirdiği, geçmiş toplumun egemen sınıflarıyla ekonomik-politik ittifaklar kurdu. 19. yy.ın ikinci yarısından itibaren de Avrupa’dan başlayarak emperyalizm çağına geçildi. Ulusal sanayici işverenlerin tekelleşmiş en kodaman zümreleriyle bankerlerin, emlak ve arazi sahiplerinin en irileri, banka-holding “evliliği” ile finans-kapital olarak sentezleştiler. Kilise çanları ve haham ayinleri, artık, “her yol mübah” diyen bu yeni efendilerin çıkarları için “fon müziği” gibi kullanıldı. Bu sentez ulusal/kıtasal sınırları da aşarak uluslarüstü/küresel şirket ve holdinglerin mâli-hisse senetli bütünleşmesi temeline oturdu. Daha sonra doğu ve güneydeki egemenlerin batılı tekelcilerle finans-kapitalistleşmesi gerçekleşti. Bu kez ezan sesleri, önce irticai sonra ‘ılımlı’ sıfatlarla kullanıldı.

Ekonomik olarak sanayiciliğin ve sanayi sermayesinin yerini bankacılık, para rantı ve sermaye piyasası aldı. 17. ve 18. yy’ın devrimci ve atılımcı işverenleri, 19. ve 20 yy.larda, ortaçağ kalıntılarıyla bütünleşip, gericileşti, para ve emlak rantıyla beslenen uluslarüstü tefecilere dönüştü…]

Şimdi ustaları konuşturalım. İşte önce Kıvılcımlı Usta’nın Emperyalizm; Geberen Kapitalizm eseri... Önümüzdeki günlerde Lenin Usta’nın Emperyalizm; Kapitalizmin En Yüksek Aşaması eserini de yayınlayacağız. Biraz zamanınızı alacak ama gerçekten okumaya değer. Her şeyden önce kendimiz, çocuklarımız, yakınlarımız, halkımız ve insanlık için…

Nezih Gençler - Genel Yayın Yönetmeni >>DEVAMI

Yazar Çetin Usta
09 11 2008

Merhaba emekçi kardeşlerim. Finansal kriz bence işverenin zevklerinden, hovardalıklarından ve ekstra vurgunlarından mahrum kalma korkusundan ileri geliyor. Çünkü kârından zarar ediyor. Emekçinin dünyasında her zaman kriz var...>>DEVAMI

Yazar Derleyen: Cem Gençler
23 04 2007

Sample Image22 Nisan 2008 tarihinde 2 saatliğine Şişli İlçe Milli Eğitim Müdürü olan Maçka İlköğretim Okulu 5-B sınıfı öğrencilerinden Cem Gençler;

* zorunlu eğitimin 12 yıla çıkarılması için Şişli ilçesinin pilot bölge yapılmasını,

* gene Şişli ilçesinden başlatılarak, okulların tam gün yapılıp dersane bağımlılığının asgariye indirilmesini,>>DEVAMI

Yazar Vatan Postası
14 09 2007

İŞSİZLER, DAHA İYİ BİR İŞ ARAYANLAR, SİGORTASIZ ÇALIŞANLAR, PART-TIME ÇALIŞANLAR, MEVSİMLİK İŞÇİLER, GEÇİCİ İŞÇİLER,

ÇÖP-ATIK TOPLAYICILARI, KAĞIT TOPLAYICILARI, HURDA TOPLAYICILARI,

PAZARCILAR, HAL ÇALIŞANLARI, SEYYAR SATICILAR,

İŞGÜCÜNÜ GELİŞTİRMEK, MESLEK SAHİBİ OLMAK İSTEYENLER,

HIRSIZLIĞA, DİLENCİLİĞE, AÇLIĞA, YOKSULLUĞA, EVSİZLİĞE, EĞİTİMSİZLİĞE, SOSYAL GÜVENLİKSİZLİĞE, SEVGİSİZLİĞE; KISACA YOKLUĞA VE ÖLÜME MAHKUM EDİLENLER,

TÜRKİYE CUMHURİYETİ'NİN KİMSESİZ YURTTAŞLARI

GELİN SORUNLARIMIZI PAYLAŞALIM. BİRLEŞELİM. ÖRGÜTLÜ GÜÇ OLALIM.

BURASI İŞSİZLERİN KÜRSÜSÜDÜR. SORUNLARIMIZI ANCAK ÖRGÜTLÜ BİRLİĞİMİZLE ÇÖZEBİLİRİZ.

TÜM SORUNLARINIZI VE ÖNERİLERİNİZİ YUKARDAKİ "İŞSİZLİKLE MÜCADELE VE HALK DAYANIŞMASI" BÖLÜMÜNE YA DA AŞAĞIDAKİ "YORUMLAR" BÖLÜMÜNE YAZABİLİRSİNİZ...

HER İKİ DURUMDA DA YAZINIZ YAYINLANACAK, SORUNLARA, HEP BİRLİKTE ÇÖZÜM YOLLARI BULMAYA ÇALIŞACAĞIZ...

BUGÜNE KADAR HEP "KURTARILDIK"! UMUT TACİRLERİNİN BOŞ LAFLARI VE PARABABALARININ SADAKALARIYLA NE HALE DÜŞÜRÜLDÜĞÜMÜZ ORTADA...

ARTIK KURTULUŞUMUZUN KENDİ ELİMİZ VE AKLIMIZLA KURACAĞIMIZ BİRLİĞİMİZLE MÜMKÜN OLABİLECEĞİNİ BİLİYORUZ...

ÖRGÜTLENMEK VE KENDİNİZİN, YAKINLARINIZIN, ÇOCUKLARINIZIN, SİZE BENZEYENLERİN YAŞAMINI SAVUNMAK, MEŞRU VE ANAYASAL HAKLARINIZI SAVUNMAK; SİZİN EN DOĞAL, EN ONURLU İŞİNİZDİR...

"İŞSİZLİKLE MÜCADELE VE HALK DAYANIŞMASI" BÖLÜMÜNDE YAZILANLARI MUTLAKA OKUYUN, CEVAP YAZIN. "İŞSİZLİKLE MÜCADELE VE DAYANIŞMA KOOPERATİFİ" ANA TÜZÜĞÜNÜ MUTLAKA OKUYUN. BİZİMLE VE BURADAKİ DİĞER KARDEŞLERİNİZLE İLETİŞİM KURUN.

EL ELE, DİZ DİZE, GÖZ GÖZE VE OMUZ OMUZA OLALIM...

YAŞANASI BİR DOĞA VE TOPLUM İÇİN, YAŞAMI SAVUNMAK İÇİN DUYGU-DÜŞÜNCE-DAVRANIŞ BÜTÜNLÜĞÜNÜ GERÇEKLEŞTİRELİM...>>DEVAMI